DUA Ulu Tanrım, Her zaman, her yerde ve her konuda benim de konuşmam gerektiği düşüncesinden beni arındır. Çevremdeki insanların hayatlarını yönlendirme ve hatalarını düzeltme arzusundan beni kurtar. Konuşurken gereksiz detayları anlatmamam için beynimi serbest bırak ve bir an önce konuşmanın sonuna varmamı sağla. Başkalarının ağrı ve acılarını dinleyebilme nezaket ve sabrını ver ve bu arada kendi ağrı ve sızılarımı onlara anlatmamam için dudaklarımı mühürle (çünkü yılar geçip yaşlandığımda, ağrı ve sızılar artıyor ve bunlardan herkese bahsetmek bana ayrı bir zevk veriyor). Lütfen tanrım bana arada sırada benim de yanılabileceğim gerçeğini öğret. Beni olabildiğince iyi insan yap. Beni melek yap da demiyorum zira bu tip insanlarla yaşamak zordur. Tanrım ummadığımız yerlerde güzel şeyler, beklemediğimiz insanların güzel işler yapabildiklerini görebilmemi sağla ve bana bunu onlara söyleyebilme inceliğini ver. Beni mantıklı bir insan yap, kötümser yapma, benim insanlara yardımcı olabilmeme yardımcı ol, fakat onlara hiçbir zaman patronluk yapma hevesi verme bana. Her ne kadar benim çok derin bir akıl stoğum olduğuna ve bu stoktan başkalarının da faydalanmasının çok büyük kayıp olduğuna inanıyorsam da ulu tanrım, bırak bunu göstermeyeyim. Böylece hayatımın son döneminde etrafımda birkaç arkadaşım olsun istiyorum. Amin. Ataol Behramoğlu * BEN ÖLÜRSEM AKŞAMÜSTÜ ÖLÜRÜM Ben ölürsem akşamüstü ölürüm Şehre simsiyah bir kar yağar Yollar kalbimle örtülür Parmaklarımın arasından Gecenin geldiğini görürüm Ben ölürsem akşamüstü ölürüm Çocuklar sinemaya gider Yüzümü bir çiçeğe gömüp Ağlamak gibi isterim Derinden bir tren geçer Ben ölürsem akşamüstü ölürüm Alıp başımı gitmek isterim Bir akşam bir kente girerim Kayısı ağaçları arasından Gidip denize bakarım Bir tiyatro seyrederim Ben ölürsem akşamüstü ölürüm Uzaktan bir bulut geçer Karanlık bir çocukluk bulutu Gerçeküstücü bir ressam Dünyayı değiştirmeye başlar Kuş sesleri, haykırışlar Denizin ve kırların Rengi birbirine karışır Sana bir şiir getiririm Sözler rüyamdan fışkırır Dünya bölümlere ayrılır Birinde bir pazar sabahı Birinde bir gökyüzü Birinde sararmış yapraklar Birinde bir adam Her şeye yeniden başlar Ataol Behramoğlu * YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana Ataol Behramoğlu