DAĞLAR Başım dağ, saçlarım kardır, Deli rüzgarlarım vardır, Ovalar bana çok dardır, Benim meskenim dağlardır. Şehirler bana bir tuzak; İnsan sohbetleri yasak; Uzak olun benden, uzak, Benim meskenim dağlardır. Kalbime benzer taşları, Heybetli öter kuşları, Göğe yakındır başları; Benim meskenim dağlardır. Yarimi ellere verin; Sevdamı yellere verin; Yelleri bana gönderin; Benim meskenim dağlardır. Bir gün kadrim bilinirse, İsmim ağza alınırsa, Yerim soran bulunursa: Benim meskenim dağlardır. Sabahattin ALİ * HAPİSHANE ŞARKISI -1- Göklerde kartal gibiydim. Kanatlarımdan vuruldum; Mor çiçekli dal gibiydim, Bahar vaktinde kırıldım. Yar olmadı bana devir, Her günüm bir başka zehir; Hapishanelerde demir Parmaklıklara sarıldım. Coşkundum pınarlar gibi, Sarhoştum rüzgarlar gibi; İhtiyar çınarlar gibi Bir gün içinde devrildim. Ekmeğim bahtımdan katı, Bahtım düşmanımdan kötü; Böyle kepaze hayatı Sürüklemekten yoruldum. Kimseye soramadığım, Doyunca saramadığım, Görmesem duramadığım Nazlı yarimden ayrıldım. Sabahattin ALİ * HAPİSHANE ŞARKISI -3- Burda çiçekler açmıyor, Kuşlar süzülüp uçmuyor, Yıldızlar ışık saçmıyor, Geçmiyor günler, geçmiyor. Avluda olta vururum; Kah düşünür, otururum, Türlü hayaller görürüm; Geçmiyor günler, geçmiyor. Gönülde eski sevdalar, Gözümde dereler, bağlar, Aynada hayalim ağlar, Geçmiyor günler, geçmiyor. Dışarda mevsim baharmış, Gezip dolaşanlar varmış, Günler su gibi akarmış... Geçmiyor günler, geçmiyor. Yanımda yatan yabancı, Her sözü zehir gibi acı, Bütün dertlerin en gücü; Geçmiyor günler, geçmiyor. Sabahattin ALİ * İSTEK Yanıyor beynimin kanı, Bilmem nerelere gitsem? İçime sığmayan canı Hangi rüzgara eş etsem? Akşam sular karardı mı? Bir dağa versem ardımı, İçimi yakan derdimi Sağır göklere anlatsam İçiliversem dem gibi, Kırılıversem cam gibi, Şamdanda yanan mum gibi, Sabahı görmeden bitsem Bir yüce ormana dalıp Ya bir dağ başına gelip, Beni yaradanı bulup Malını başına atsam Görünmez kollar boynumda. Yarin hayali koynumda, Sıcak bir kurşun beynimde, Bir ağaç dibinde yatsam. Sabahattin ALİ * KIYAMADIĞIM Hey bir zaman bakıp bakıp Seyrine doyamadığım! Şimdi gurbette bırakıp Sesini duyamadığım! Evde kapanıp kaldın mı? Seyrana çıkıp güldün mü? Başkalarının oldun mu? "Benimsin!" diyemediğim! Akıtıp gözüm yaşını Hatırlarım gülüşünü; Kıvırcık saçlı başını Göğsüme koyamadiğım! Dik yamaçların selisin, Sen benden daha delisin, Şimdi kimlerin kulusun? Başını eğemediğim! Nasıl vurgunum bilirdin, Niçin benden yüz çevirdin? Kimlerin koynuna girdin? Öpmeğe kıyamadığım! Sabahattin ALİ * KIZKAÇIRAN Dağlar dik, çeşmeler kuru, Yarimin benzi çok sarı; Ölüm var, dönülmez geri; Yürü yağız atım, yürü... Dağlar geçilmiyor kardan; Aman yok candarmalardan. Ayrılamadım bu yardan; Yürü yağız atım, yürü... Yarim bu gece yoruldu, Kaçırdığıma darıldı; Bak, daha sıkı sarıldı; Yürü yağız atım, yürü... Nasıl titriyor korkudan: Kaldırdım onu uykudan; Sesler geliyor doğudan; Yürü yağız atım, yürü... Peşime düştü takipler, Boynumu bekliyor ipler Zeybekler seni ayıplar; Yürü yağız atım, yürü... Sabahattin ALİ * ESKİSİ GİBİ Seneler sürer her günüm, Yalnız gitmekten yorgunum; Zannetme sana dargınım, Ben gene sana vurgunum. Başkalarına gülsem de, Senden uzak kalsam da, Sevmediğini bilsem de Ben gene sana vurgunum. Dağları aşınca başım, Geri kaldı her yoldaşım, Gel sevgilim, gel kardaşım, Ben gene sana vurgunum. Gönlüm seninkine yârdı, Aynı şeyleri duyardı; Ayaklarımız uyardı... Ben gene sana vurgunum. İtilmiş, tekmelenmişim, Doğduğum günde yanmışım, Yalnız sana güvenmişim; Ben gene sana vurgunum. Sabahattin ALİ Şubat 1932, Adana * MELANKOLİ Beni en güzel günümde Sebepsiz bir keder alır. Bütün ömrümün beynimde Acy bir tortusu kalır. Anlıyamam kederimi, Bir ateş yakar derimi, İçim dar bulur yerimi, Gönlüm dağlarda bunalır. Ne kış, ne yazı isterim, Ne bir dost yüzü isterim, Hafif bir sızı isterim, Ağrılar, sancılar gelir. Yanıma düşer kollarım, Görünmez olur yollarım, En sevgili emellerim Önüme ölü serilir... Ne bir dost, ne bir sevgili, Dünyadan uzak bir deli... Beni sarar melankoli: Kafamın içersi ölür. Sabahattin Ali * ÇAKIR Altın saçlarını sıkıca tarar, Sonra iki örgü yana bırakır; Ayağında pembe dallı mor şalvar, Taze gelin gibi süzülür Çakır... Beyaz ellerine kına yaraşır, Mavi gözleriyle bir içim sudur. Efeler onu el üstünde taşır; Köyün bir tanecik orospusudur. Çakır'sız olamaz hiç bir eğlence Herkesin gönlünü kaplar çünkü sis... Bazan mal olsa da iki üç gence, Yine Çakır'ını ister her meclis... Geniş meydanlarda yakılır çıra, Çakır nazlı nazlı dokunur 'def'e... Süt gibi rakıyı sunar Çakır'a Gür bıyıklı, ateş gözlü bir efe... Gitgide açılır sırma cepkenler; Kıllı göğüslerinden süzülür rakı. Bazan birisinin bağrına girer, Elma soymak için alınan çakı... Çakır yılan gibi döner, kıvrılır -Sırma saçlarında fildişi tarak- Tabanca çekilir, bıçak sıyrılır, O döner elini şıkırdatarak... Yalnız bazı kere taze gelinler, 'Bize kocamızı ver! ...diye inler... O zaman Çakır'ın gözü doludur... O zaman gözünün önüne gelen Cepheden şehitlik alıp yükselen İncecik bıyıklı bir yavukludur... Sabahattin Ali